51. İstanbul Müzik Festivali’nden notlar: Şehrin müziği, müziğin şehri

Müzikseverlerin merakla beklediği 51. İstanbul Müzik Festivali tüm şehri müzikle buluşturdu. Andaç Üzel de 51. İstanbul Müzik Festivali’ne dair izlenimlerini Muhabbir için kaleme aldı.

51.-istanbul-müzik-festivali-2

Andaç Üzel – Benim için İstanbul Müzik Festivali, her sene heyecan verici deneyimlerle dolu birkaç hafta demek. Keşif arzusu, merak, keyif ve heyecanla dolduğum festival dönemi boyunca yaşadıklarımı, şahit olduklarımı derlemek için bir yazı kaleme almak istedim.

Klasik Batı Müziği, yüz yıllardır her formuyla dinleyicilerine ilham vermeye devam ediyor. Tıpkı diğer müzik türleri gibi insanların bir araya gelmesini, özel anlar paylaşmasını, yeteneği ve azmi takdir etmesini sağlıyor. Uzun zamandır bir dinleyicisi olarak parçası olmaya çalıştığım, hakkında yazıp çizmeyi ve konuşmayı sevdiğim, hayatımın tüm özel noktalarına (Emar cihazı içinde klostrofobimi yenmeye çalışırken bile) dokunan, müziğin en saf, en duru (bu tartışmalı bir kelime olmasına rağmen) formu bizi İstanbul’da yeniden bir araya getirdi. İstanbul Müzik Festivali, 51. kez kapılarını İstanbul’un dinleyicisine açtı. İKSV’nin düzenlediği, Borusan Holding’in sponsoru olduğu bu seneki festival ile ilgili konuşmasam eksik, yazmasam daha eksik kalırım. 

Bu yazıyı, 11 Haziran Pazar günü yazıyorum. 51. İstanbul Müzik Festivalinin başladığı 1 Haziran tarihinden bugüne toplam 5 adet konser izledim. Festival, bu sene de programında önemli konukları ağırlıyor. Muhabbir takipçileri için bu süreçte podcastler kaydederek konserler öncesinde rehberlik yapmaya çalıştım. Bunun dışında da konserler sonrasında aklımda kalanları, bir yazı altında toplamak istedim. Aşağıda, eğer konser için bir podcast kaydettiysem, hem dinlemeniz için ilgili podcast bölümünü, hem de notlarımı bulacaksınız. Yazı, ben fırsat buldukça ekleyeceğim konser notlarıyla birlikte festivalin tamamında izlediğim tüm konserleri kapsayacak. Yaşayan, nefes alan ve tek parça bir konser günlüğüne dönüşecek. Arada burayı kontrol etmeyi unutmayın. 

Güncelleme: 20 Haziran Salı günü son eklemelerimi gerçekleştiriyorum. Yazının en altında, kısa bir festival değerlendirmesi bulacaksınız.

Jan Lisiecki

Açılış Konseri: Tekfen Filarmoni Orkestrası & Jan Lisiecki

Festivalin açılış konserinde Tekfen Filarmoni Orkestrası, son yılların en popüler ve beğenilen piyanistlerinden Jan Lisiecki ile birlikte sahnedeydi. Özellikle Chopin kayıtlarıyla parlayan genç virtüöz, bir Chopin eseriyle sahneye çıktı. 1 Numaralı Re Minör Piyano Konçertosunu seslendiren Lisiecki, konserde gerçek anlamda Chopin’in sahnede olduğunu hissettirdi. 

Festival açılışını gerçekleştiren bu konserden minik notlar aldım:

  • Jan Lisiecki, sahnede Frederic Chopin’i bizzat izliyor izlenimini veriyor. Benim bu sezon içinde izlediğim iki büyük piyano performansından biriydi. Çağdaş piyanistler içinde, genç yaşında bu kadar aradan sıyrılmasının nedeni aslında çok açık. 
  • Lisiecki, 1 Numaralı Re Minör Piyano Konçertosundan sonra, bis için 2 Numaralı Noktürnünü çaldı. O an, salonun tamamı, ezbere bildiği bu eserin büyüsünü, Lisiecki’yle paylaşmanın mutluluğunu yaşadı. İyi ki varsın Chopin, sayende 
  • Daha önce de yine Aziz Shokhakimov yönetiminde izlediğim Tekfen Filarmoni Orkestrası, festivalin açılış orkestrası olmanın hakkını bana göre sonuna kadar verdi. Konserin ikinci yarısında, aynı zamanda 51. İstanbul Müzik Festivali’nin Onur Ödülü’nü de alan Hasan Uçarsu’nun önemli eseri Portreler’i de yine orkestradan dinledik. 
  • Hasan Uçarsu’nun Portreler’i, icra edildiği tüm konserlerde büyük alkış alan, bizden izler taşıyan enfes bir eser. Bu kadar beğenilmesine neden olan şey bence yalnızca bizden izler taşıması da değil. Uçarsu, dün ve bugünü, yerel ve evrenseli, zıtlıkları ve birliktelikleri notaya aktarmakta gerçekten usta. Çağdaş üsluptan ayrılmadan yaptığı incelikli dokunuşların tamamında imzasını hissetmek mümkün. Onu farklı, özgür ve özgün kılan şey bu.

3 Haziran 2023: Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası & Barbara Hannigan

Festivalin en merak ettiğim konseri buydu! Atatürk Kültür Merkezi Türk Telekom Opera Salonunu dolduran izleyicilerin de ortak hissi sanırım buydu. Festivalin ana sahnelerinden biri olan Atatürk Kültür Merkezi Türk Telekom Opera Salonu, bu sene en önemli buluşma alanına dönüştü benim için. 

  • Şef ve soprano kimliğiyle aynı anda sahnede olan Barbara Hannigan, Türkiye’deki ilk konseri için sahnedeydi. 
  • Kanadalı müzisyen, dünyanın her yerinde büyük bir hayran kitlesine sahip. Performansının yoğunluğu, bu geniş beğeninin nedenini açıkça ortaya koyuyor.
  • Konserin başlarında sahneye siyah bir gömlekle çıkan Hannigan, orkestra şefliği kimliğiyle BİFO’yu yönetti. Sırasıyla Ives, Schoenberg ve Haydn eserlerini yorumlayan BİFO’nun şefliğini siyah bir gömlekle üstlendi.

Barbara-Hannigan-bifo

  • Haydn’ın 96 Numaralı Sanfonisinin bitiminde sahneden ayrılan Hannigan, bir süre sonra, alkışlar eşliğinde ve beyaz gömlekle sahnedeydi.
  • Seslendirmekten büyük keyif aldığını izleyicilere hissettirdiği bir eserle hem soprano hem şef kimliğini aynı anda sahneye taşıyan Hannigan, Gershwin’in Çılgın Kız Süiti’ni seslendirirken adeta devleşti.

Barbara Hannigan konser

  • Şefliği sırasında zarafeti ve hassas hareketleriyle gerçekleştirdiği orkestra yönetimi, Gershwin’in tutkulu notalarıyla birlikte adeta rota değiştirdi.
  • Çılgın Kız Süitini daha önce LUDWIG Orchestra ile birlikte kaydeden, pek çok kez farklı ülkelerde sahnede de seslendiren Hannigan, bu eserin performansında çok daha görkemli bir şekilde sahnedeydi.
  • Sezon boyu yakından takip ettiğim, hatta konserleri için radyo programı hazırladığım BİFO, Barbara Hannigan’a da kusursuz bir şekilde eşlik etti. Orkestra, tüm eserlerde büyük bir performans sergiledi ancak ne olursa olsun, Gershwin’in tutkulu ve “çılgın” eseri Çılgın Kız Süiti, her anlamda orkestranın da devleştiği bir deneyime dönüştü.

5 Haziran: Firebird A La Jazz – Omer Klein & Alexej Gerassimez

Festivalin bana göre sürpriz konseri buydu. Firebird A La Jazz, 5 Haziran Pazartesi günü, Four Seasons Bosphorus Atik Paşa Terasında gerçekleşti. Paralel zamanda, Borusan Quartet ise konuğu Lucien Renaudin Vary ile birlikte, Süreyya Operası’nda sahnedeydi. Ben ise bu konseri, bitmeyen Stravinsky hayranlığım ve eseri Firebird’e olan düşkünlüğüm nedeniyle tercih ettim. Nitekim, iyi ki de tercih etmişim. Çok sağlam bir deneyim, yeni fikirlerle dolu bir performanstı. 

  • Firebird A La Jazz, Klein ve Gerassimez’in aslında ana materyal olarak Stravinsky’nin Firebird’ünü kullanmadığı, fakat çıkış noktası olarak da gayet iyi bir şekilde potansiyelini değerlendirdiği bir proje.
  • Klein ve Gerassimez’in bestelerinden ve emprovizasyonlarından oluşan konser programının yanında, ikilinin bestelediği, Stravinsky’nin Firebird’ünden yola çıkan Firebirds no 1-6 eserleri de seslendirildi.
  • Omer Klein, ilk İstanbul konserine oldukça hazırlıklıydı. Akdeniz müziğine yatkınlığı ve Akdeniz müziğini baz alarak bestelediği eserleri, İstanbul için enfes bir içtenlikle çaldı.
  • Alexej Gerassimez, beni özellikle peş peşe çaldığı Spiraton ve Duraton eserleriyle etkiledi. 
  • İkilinin sahnedeki samimi, izleyiciyle iç içe tavrı, konserin seyrini müthiş değiştirdi. Onları sahnede izlemek ve onları tanımak, eminim herkese kendini çok iyi hissettirdi. 
  • Konser sonuna sakladıkları Piazzola ilhamlı bitiş ise akılda ve damakta kaldı. 

Eğer Borusan Quartet & Lucien Renaudin Vary konserini merak ediyorsanız, onun için de bir podcast hazırladık! Ben gitmesem bile, Muhabbir ekibi sizin için festivali takip ediyor!

7 Haziran: Les Vents Français & Eric Le Sage “Fransız Rüzgarları”

Festivalin bana göre beklediğimden çok daha az etki bırakan, hakkında ne söyleyeceğimden bile çok da emin olamadığım konseri ise “Fransız Rüzgarları” başlıklı, Les Vents Français ve Eric Le Sage’nin sahneyi paylaştığı performanstı. Fransız Sarayı’nın benzersiz bahçesinde gerçekleşen, büyüleyici ortamıyla insanı müziğin içine çekmesini arzuladığım konserden, ben istediğim verimi alamadım. 

 Les Vents Français & Eric Le Sage

  • Les Vents Français’in performansı dikkat çekiciydi
  • Konser için seçilen eserlerin tamamı çok özel eserlerdi. Özellikle Saint-Saens’in çok sevdiğim op 6 Tarantelle’si ve Maurice Ravel’in Couperin’in Mezarı eserleri, bu konser için merakla beklediğim parçalardı. 
  • Ne var ki, konserin bütününde Les Vents Français’in performansı gayet iyi olsa bile, Eric Le Sage’dan istediğim ve beklediğim performansı göremedim.

9 Haziran: Hollanda Kraliyet Concertgebouw Oda Orkestrası & Matthias Goerne

Matthias Goerne, uzun zamandır oldukça popüler olan ve ünlü bir bariton. Bu yetenekli bariton, İstanbul’a eli kolu romantizm dolu bir programla geldi. Hollanda Kraliyet Concertgebouw Oda Orkestrası ile birlikte sahneyi paylaşan ünlü bariton, Schubert’ten Brahms ve Schumann’a uzanan enfes bir repertuvarla karşımızdaydı. Liedlerle dolu bu gecede romantik bestecilerin en sevilen eserlerinden bazılarını dinledik.

Matthias Goerne

  • Özellikle konser içinde dinlemek istediğim, Goerne’nin kayıtlarından dinlerken müthiş keyif aldığım Schubert’in Sehnsucht eseri, enfes bir formuyla karşımdaydı. 
  • Winterreise’si sayesinde kış aylarını akıl sağlığımı koruyarak geçirebildiğim Schubert’in eserlerinde Goerne’nin açıkça devleştiğini söyleyebilirim.
  • Orkestranın Robert Schumann’ın Liebesbotschaft’ından önce Clara Schumann’ın op 22 Romance’ını çalması, gerçekten çok hoştu.
  • Orkestra üyelerinin samimi heyecanı ve özellikle başta çaldıkları, benim de çok hoşuma giden enfes açılış eseri Ligeti’nin Eski Macar Salon Dansları eseri, müthiş bir başlangıçtı! 

13 Haziran: Anne Sophie-Mutter & Mutter Virtuosi

İnsan, hayalleriyle yaşayan ve hayallerinden aldığı destekle güçlenen bir canlı. Yalan yok, Anne Sophie-Mutter’i izlemeyi çok hayal etmiştim. İKSV’ye ve bu konserin gerçekleşmesinde olan herkese tek tek teşekkür etmem gerek. Öyle büyük bir şans ki bu, anlatmak imkansız.

 Anne Sophie-Mutter & Mutter Virtuosi

  • Konser öncesi, Anne Sophie-Mutter’e Yaşamboyu Başarı Ödülü takdim edildi. Mutter’in teşekkür konuşması çok hoştu. 
  • Mutter, sahnede kendi kurduğu vakfa kabul edilmeye hak kazanan “öğrencileri” ile birlikteydi.
  • Konser programı, klasik ve çağdaş eserleri birlikte barındırıyordu.
  • Bireysel virtüöziteden öte, kolektif bir virtüözitenin çıktıları sahnedeydi. Solo olarak Anne Sophie-Mutter izlemek isteyenler için uygun bir konser akışı değildi. Fakat bundan şikayetçi olunabileceğini de düşünmüyorum. 
  • Mutter, konser bitiminde 3 kez bis gerçekleştirdi. Bu bislerde Vivaldi ve John Williams’a yer verdi.
  • Konser arasında duyduğum eleştirilerden biri de çağdaş eserlerin dahil edilmesineydi. Bu boyutta bir ün sahibi olan virtüözlerin çağdaş eser seçerek sahneye çıkması elbette riskli ve tartışmaya yol açabilecek bir seçim. Ne var ki, benim gözüme Mutter’in seçimleri asla batmadı. 
  • Çağdaş eserlerle dinleyicilerin “barışması” da gerekiyor. Bunu sağlayacak olanlar da, öncelikli olarak bu tür ün salmış virtüözler ve köklü orkestralar. Günün müziğini klasikleştirmenin başka bir yolu olduğunu düşünemiyorum. 

Peki, 51. İstanbul Müzik Festivali genel olarak nasıl geçti?

Sanırım festival sona erdiğine genel birkaç not da ekleyebilirim buraya. 

  • İstanbul’daki evimde başladığım yazıya Bodrum’da tatil sırasında otelde ek yapmak istediğime göre, zannediyorum bu hevesi yaratan şey festivalin genel akışıydı.
  • Festivalin hayal kırıklığı, net şekilde Les Vents Français ve Eric Le Sage konseriydi. Kesinlikle Fransız Sarayı’nda çok daha iyisini beklemiştim. 
  • Disko Klasik ise iyi deneme ve devam ettirilmesi gereken bir geleneğin başlangıcı gibi görünüyordu. Daha “disko” denemeleri ve daha “klasik” çıkışları aynı sahnede birlikte görebilmeyi hayal ediyorum. 
  • Festivalin matbu haldeki konser programlarına daha kapsamlı notlar ve bilgiler eklenebilirdi. Evet, QR kod ile eser notlarına ve detaylara erişilebiliyordu fakat yerleşik dijital becerileri henüz elde edememiş veya bu konuda eksiklik çeken izleyicilerin konserler hakkında daha fazla bilgiye sahip olmak isteyebileceğini düşünüyorum. 
  • Festivalin, İKSV tarafından kürate edilen Spotify listelerinin artması, bir rehber halinde olması bence İstanbul Müzik Festivali’nin keşif yönünü daha da güçlendirir. 
  • Festivalin sıkı takipçilerini, sevdiğim insanları bir arada görmek ve onlarla bu notaları, bu deneyimi paylaşmak, her zaman olduğu gibi bu sefer de bir lütuftu.
  • Four Seasons Bosphorus Atik Paşa Terası, gerçekten açıkhava konseri için seçilebilecek en iyi mekanlardanmış. Daha fazla etkinliğe ev sahipliği yaptığını görmek isterim. 
  • Seneye Paavo Jarvi’yi sahnede görmeyi aşırı istiyorum, bunu yapın değerli İKSV ekibi! Kendisini ana dilinde karşılama sözü veriyorum 🙂 

Seneye, Türkiye’nin ağır ekonomik şartları altında ve artan kur farkının ışığında, kaliteyi de çabayı da azaltmayacak bir festival hayal ediyorum. Dilerim, çok daha iyilerini görürüz. İstanbul’un klasik müzik dinleyicisi, her şeyin en iyisini hak ettiğini defalarca kanıtladı.