Gülsel Ceren Güneş’in ‘Tanrıların Tahtında’ kitabı okurla buluştu

Gülsel Ceren Güneş, Toros Yayınları’ndan çıkan yeni romanı Tanrıların Tahtında ile okuru Everest’in eksi altmış derecelik dondurucu soğuğunda beş yıldır yatan eşinin bedenini arayan Tomris’in sürükleyici ve acı dolu yolculuğuna davet ediyor.

Toros Yayınları etiketiyle okurla buluşan Tanrıların Tahtında, kocası Deniz’in cansız bedenine ulaşmak için dünyanın en acımasız coğrafyasına adımlarını atan Tomris’in nefes kesen yolculuğunu konu alıyor. Gülsel Ceren Güneş; yüksek irtifa dağcılığının zorlu detaylarını, Şerpa kültürünün kadim inançlarını ve Tomris’in içindeki derin sızıyı etkileyici bir atmosferle buluşturuyor. Sadece bir tırmanışı değil, tamamlanamayan bir yası ve insan psikolojisinin sınırlarını anlatan Tanrıların Tahtında, güçlü ve sinematografik anlatımıyla okuru dondurucu bir rüzgârın ortasına bırakıyor.

Eksi 60 derecede mezar arayışı

1999 Depremi’nde ailesini kaybeden ve sevdiklerinin mezarsızlığıyla yüzleşen ana karakter Tomris, beş yıl önce Everest’te hayatını kaybeden eşi Deniz’in bedenini aşağı indirmek üzere dünyanın en acımasız coğrafyasına doğru yola çıkar. Boeing 737 uçaklarının uçuş yüksekliğinde, eksi 60 derece soğukta yatan kocasının cesedine ulaşma çabası, sadece fiziki bir tırmanış değil; aynı zamanda bitmeyen bir yasın, suçluluk duygusunun ve kişisel bir hesaplaşmanın dışavurumudur.

“Başkalarının kocaları ölünce mermer taşların altındaki cesedinin içinden çiçekler açar. Onun kocasınınki öyle değil; Boeing 737 uçaklarının uçuş yüksekliğinin biraz altında bir yerde, eksi altmış derece soğukta yatıyor. Beş senedir.”

Dokunmak, yaraları sarmak ve anlamak

Tanrıların Tahtında, yüksek irtifa dağcılığına dair kalıplaşmış “fethetme” (conquer) söylemini tersyüz ediyor. Erkeklerin bir güç gösterisi olarak yaklaştığı dağ; kadınların gözünde çöpleri aşağı indirdikleri, birbirlerine alan açtıkları, dayanışma gösterdikleri ve şefkatle dokundukları canlı bir varlığa dönüşüyor. Gülsel Ceren Güneş, iki yıllık titiz bir araştırma sürecinin ardından kaleme aldığı eserinde, dağcılık tekniklerinden Şerpa mitolojisine kadar son derece incelikli bir atmosfer inşa ediyor.

Şerpa bilgeliği 

Şerpaların bir tanrıça olarak gördüğü Everest’e tırmanmanın getirdiği “günah” duygusu ile Nepal hükümetinin dağ turizmine mahkûm ettiği kadim halkın yaşam mücadelesi romanda çarpıcı bir sosyal fon oluşturuyor. Visual atmosferi ve sinematografik derinliği son derece yüksek ola

    administrator