Kafka Kitap’tan Türk Edebiyatı klasikleri serisi başlıyor. Mai ve Siyah, Eylül ve Kuyrukluyıldız Altında Bir İzdivaç günümüz Türkçesiyle yeniden okurla buluşuyor.

Kafka Kitap, Türk edebiyatının modernleşme sürecine yön veren üç büyük romanı, Halid Ziya Uşaklıgil’in “Mai ve Siyah”ı, Mehmet Rauf’un “Eylül”ü ve Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın “Kuyrukluyıldız Altında Bir İzdivaç”ı ile edebiyat tarihinin en güçlü metinlerini günümüz okuruyla yeniden buluşturuyor.
Titiz bir editoryal çalışmayla Mustafa Çevikdoğan tarafından yayına hazırlanan ve günümüz Türkçesine uyarlanan bu üç eser, yalnızca geçmişin edebiyat mirasını değil, bugün hâlâ güncelliğini koruyan meseleleri de hatırlatıyor.
Bir Kuşağın Hayalleri ve Hüsranları: Mai ve Siyah
Türk edebiyatının ilk büyük romanlarından biri olan Mai ve Siyah, aradan geçen yüz yılı aşkın zamana rağmen “ilk” olmanın çok ötesine geçmiş bir başyapıt. Halid Ziya’nın ifadesiyle, “onda hemen bütün ben varım” dediği bu eser, bireysel bir hikâyenin ötesine geçerek “memleketin bedbaht gençliğini” anlatır.
Osmanlı’nın son yıllarında, edebiyat ve basın dünyası çevresinde geçen roman; hayaller, hülyalar ve kaçınılmaz hüsranlarla çevrili bir gençliğin hikâyesine odaklanır. Bu eser, bireysel bir anlatının ötesine geçerek bir kuşağın ruh hâlini temsil eder.
Seriyi yayına hazırlayan Mustafa Çevikdoğan, romanın edebiyat tarihindeki yerine şu sözlerle dikkat çekiyor: “Halid Ziya Uşaklıgil, Mai ve Siyah’ı yazarken sadece bir roman yazmakla kalmamış, sonrasında yazılacak yüzlerce romanın da çatısını kurmuş, Türk edebiyatına yeni bir yön vermiştir.”
Halid Ziya Uşaklıgil’in 1898’de yayımlanan ve Türk romanının seyrini değiştiren başyapıtı yazarın 1938’de gözden geçirdiği son metin esas alınarak, önceki baskılarla karşılaştırılarak en olgun hâliyle okura sunuldu. Mai ve Siyah, aradan geçen yüz yılı aşkın zamana rağmen hâlâ tüm gençlere ve tüm zamanlara seslenen bir roman olmayı sürdürüyor.
Türk Romanında Ruhun Derinlikleri: Eylül
Mehmet Rauf’un edebiyat tarihimize armağan ettiği Eylül, “psikolojik roman” tanımının ötesine geçen, insan ruhunun en kırılgan noktalarına dokunan bir başyapıt.
1900 yılında yayımlanan eser; insan ilişkilerini, belli bir toplumsal çevreyi ve en çok da İstanbul’u —özellikle Boğaziçi’ni— benzersiz bir ayrıntı zenginliğiyle anlatır. Yasak aşk ekseninde şekillenen romanda, üç ana karakterin ruh çözümlemelerindeki ustalık, edebiyatımızda bir dönüm noktasını işaret eder. Eylül, yalnızca bir karasevda romanı değil; duyguların, bastırılmış arzuların ve iç çatışmaların romanıdır.
Mustafa Çevikdoğan, Eylül’ün gücünü şöyle özetliyor: “Türk edebiyatında ‘psikolojik roman’ denince akla gelen ilk eser olan Eylül, bu basit sınıflandırmaya sığmayacak kadar büyük ve derinlikli bir romandır.”
Kafka Kitap, bu büyük eseri ilk baskılarıyla karşılaştırıp notlandırarak, metnin derinliğini ve atmosferini koruyan bir yaklaşımla günümüz Türkçesine uyarlıyor. Böylece Eylül, hem döneminin ruhunu hem de evrensel insan hâllerini bugünün okuruna yeniden taşıyor.
Kıyamet Korkusu, Aşk ve Cesur Bir Kadın Sesi: Kuyrukluyıldız Altında Bir İzdivaç
Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın en çok konuşulan ve en çok okunan romanlarından biri olan Kuyrukluyıldız Altında Bir İzdivaç, 1910 yılında Halley Kuyrukluyıldızı’nın dünyaya yaklaşmasıyla İstanbul’da oluşan büyük paniği merkezine alır. Gazetelerin körüklediği korku atmosferi içinde Hüseyin Rahmi, her zamanki gibi insanların cehaletini, hurafelerini ve boş inanışlarını hicvin keskin diliyle anlatır.
Roman çoğu zaman eğitimsizlik ve batıl inançlar etrafında örülmüş bir aşk hikâyesi olarak bilinse de, onu asıl güçlü ve güncel kılan yönü, kadın meselesine yaklaşımıdır. Genç kadın karakterin dönemin “bilgili” erkek figürlerine verdiği dersler ve kadın-erkek eşitsizliğine dair cesur tespitler, bugün bile etkisini korur.
Mustafa Çevikdoğan, romanın arka planını şöyle anlatıyor: “1910 yılında Halley bir kez daha Dünya ufkunda göründüğünde insanları büyük bir telaş alır. Gazetelerin de bolca köpürttüğü bu korku atmosferinde Hüseyin Rahmi, insanların cehaletlerini alaya alan bu romanı yazar.”
Edebiyatımızın ilk “dünyanın sonu” anlatılarından biri olarak kabul edilen bu roman, Kafka Kitap’ın titiz editoryal çalışmasıyla günümüz Türkçesine uyarlanarak okurla buluşuyor.
Editoryal Yaklaşım: Metne Sadakat, Okura Yakınlık
Kafka Kitap’ın Türk Edebiyatı Klasikleri serisi, bu üç romanı yalnızca yeniden yayımlamakla kalmıyor; onları bugünün okuruyla yeniden konuşturmayı hedefliyor.
Seriyi yayına hazırlayan Mustafa Çevikdoğan, bu üç romanın yalnızca edebi değil, düşünsel ve toplumsal açıdan da hâlâ canlı olduğunu vurguluyor. Çevikdoğan, tüm eserlerin ilk baskılarıyla karşılaştırıldığını, notlandırıldığını ve metne sadık kalınarak günümüz okurunun rahatlıkla takip edebileceği bir dilde yeniden hazırlandığını belirtiyor.
Bu yaklaşım, edebiyat tarihimizin yapıtaşlarını hem akademik titizlikle hem de okur dostu bir anlayışla yeniden düşünmeye davet ediyor.

