Son dönemde Avrupa’yı sarsan müze soygunları, sanat dünyasının kabusu haline geldi. İtalya’daki Magnani Rocca Vakfı’ndan Renoir, Cézanne ve Matisse’e ait milyonlarca euro değerindeki başyapıtların sadece üç dakika içinde sırra kadem basması ve öncesinde Louvre ile Hollanda’da yaşanan hırsızlık dalgası, herkesin aklına o kaçınılmaz soruyu getirdi: Güvenlik çemberlerini aşıp karanlığa karışan bu eşsiz eserlere sonrasında ne oluyor?


Organize suçların “karanlık para birimi”
Halk arasında çalınan tabloların gizemli ve zengin bir koleksiyonerin gizli mahzenine gittiği romantik bir efsane dolaşsa da, gerçekler çok daha acımasız. Sanat dedektifleri ve güvenlik uzmanlarına göre, dünyaca ünlü bir eseri karaborsada satmak neredeyse imkânsızdır. Bu nedenle çalınan başyapıtlar, organize suç örgütleri arasında adeta bir “kripto para” veya “teminat” işlevi görür. Uyuşturucu veya silah ticareti gibi devasa yasa dışı anlaşmalarda, bu eserler nakit yerine geçerek karanlık ağlarda elden ele dolaşır.
“Soğumaya” bırakılan kültürel hafıza
Olayın sıcaklığı geçene kadar sanat eserleri uzun yıllar boyunca depolarda, tavan aralarında veya yer altı sığınaklarında saklanır. İzlerin silinmesi ve polisin peşini bırakması için eserler adeta “derin dondurucuya” alınır. Ancak bu bekleyiş eserlerin dokusuna büyük zarar verir; nemsiz ve ışıksız ortamlarda tutulan paha biçilmez tuvaller, yıllar sonra bulunduklarında genellikle tanınmaz halde olurlar.
En trajik senaryo: İmha edilmek
Belki de en acı olanı, bir sanat eserinin “satılamayacak kadar ünlü” (too hot to handle) olması durumunda başına gelenlerdir. Çember daraldığında ve polis baskını ihtimali belirdiğinde, hırsızlar delilleri yok etmek adına paha biçilmez kültürel mirasları acımasızca yakabilir veya parçalayabilirler. Tarih, sırf hırsızların yakalanma korkusu yüzünden küle dönen milyonlarca dolarlık sanat eserlerinin hikayeleriyle doludur.
Her müze soygunu, sadece bir güvenlik zafiyeti değil; aynı zamanda insanlığın ortak hafızasına yapılmış bir saldırıdır. O eserler ait oldukları duvarlara dönene kadar sanat tarihi hep bir parça eksik kalacaktır.
Kaynak: Euronews Türkiye

