Hayırsızada’da 80 bin köpek nasıl öldü?

Sokak köpekleri ile ilgili tartışmalar sadece günümüze ait bir mesele değil. Osmanlı’dan günümüze kadar süren bir tartışma. Evet, taa Osmanlı’dan bu yana sokak köpekleri ile ilgili tartışmalar yaşanmakta. Bu tartışmalarda en önemli hatırsa ise sanırım Hayırsızada Köpek Katliamı oldu. 80 bin köpeğin hayatını kaybettiği Hayırsızada olayında neler olduğuna bakalım.

Türk kültürünün önemli bir parçası olan hayvanlar tarihin uzun dönemlerinden beri bizlerle beraber yaşamaktalar. Atlar, köpekler, kediler her daim bizimle iç içe oldular. Bu kültür sadece bizde değil Bizans’ta da bulunmaktaydı. İstanbul’un Fethi sonrası hayvan popülasyonu aynı ölçüde devam etti.

Köpeklere ‘sürgün’ yolu gözüktü

Sayının çoğalması sonucu akla gelen ilk önlem köpeklerin ‘sürgüne’ gönderilmesi oldu. Sivriada’ya nam-ı diğer Hayırsızada’ya gönderildiler ilk olarak II. Mahmud döneminde. Padişah birkaç gün içinde İstanbul’da ne kadar köpek varsa Hayırsızada’ya gönderilmesini emretti. Ancak İstanbullular bu duruma itiraz ettiler. ‘Hayvanlara eziyet etmek uğursuzluk getirir, başımıza iş açılır, köpekleri orada bırakmayalım’ homurdanmaları duyulmaya başlandı. Kısa süre sonra Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın oğlunun Osmanlı’yı mağlup etmesi, Kütahya’ya kadar ilerlemesi de bu duruma bağlandı.

İkinci defa hayata sokulan ‘sürgün’ ise tam bir facia, katliam olmuştu. Takvimler 1910’u gösterirken İstanbul Şehremini (Belediye Başkanı) Suphi Bey, İstanbul’da sayıları çok fazla olan köpekleri yine Hayısızada’ya göndermeye başladı. 80 bin köpek birkaç gün içinde taşındı.

İstanbul’a kadar sesleri geldi

Hayırsızada günümüzde Sivriada olarak bildiğimiz bildiğiniz ıssız bir adaydı. O kadar ıssızdı ki canlıya dair tek bir ağaç bile yoktu. Ağacın yanında su bile bulunmamaktaydı. 80 bin hayvan birkaç gün içerisinde bu kötü yere götürülmüş, aç susuz bir şekilde kaderlerine terk edilmişlerdi.

Hayırsızada’ya terk edilen hayvanların sesleri ta İstanbul’a kadar ulaşıyordu. O kadar feci bir manzaraydı. Aç susuz kalan hayvanlar haliyle bir süre sonra birbirlerini yemeye başladılar hayatta kalmak için. Bu olay da tarihimize ‘Hayırsızada köpek katliamı’ olarak geçti.

Yaklaşık 15 kilometrelik bir uzaklığın olduğunu düşünecek olursak bu durum oldukça trajik.

‘Hiç kimse bunu yapmak istemedi’

Türkiye aşığı olan Pierre Loti’nin kaleminden olayları şu şekilde öğreniyoruz:

“Hiçbir Türk, Hilâl’e uğursuzluk getireceği söylenen bu onur kırıcı görevi üstlenmek istemedi. Bu yüzden serseriler, işsiz güçsüzler ve haydutlar görevlendirildi. Bunlar işlerini demir kıskaçlarla yapıyorlar, zavallı kurbanlarını boyunlarından, ayaklarından ya da kuyruklarından yakalayorlar ve onları rastgele kan-revan içinde Hayırsızada’ya götürecek olan mavnalara atıyorlardı.

…İstanbul’un diğer bütün köpeklerinden yüzlercesinin yeraldığı Hayırsızada, Marmara’nın ortasında çöle benzeyen bir kayaydı. İçecek bir damla su yoktu, köpekler orada açlıktan ve susuzluktan öldüler ve bu arada bilinçlerini yitirdiklerinden birbirlerini yediler. Adanın yakınlarından bir kayık geçerken hepsi kıyıya geliyorlardı ve yürekleri parçalayan iniltileri duyuluyordu. Bu, iki ay sürdü. Kayıkları ve insanları ne kadar uzakta olursa olsun gördüklerinde, bütün saflıklarıyla yardıma çağırıyorlardı.

…Ve ben de bu köyün insanları gibiydim… Bütün bunların Türkiye’ye uğursuzluk getirmesinden korkuyorum.”

 (Prof. Dr. İsmet Sungurbey’in ‘‘Hayvan Hakları’’ndan. sah: 670).

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.