Koftiden Sohbetler #4

Kafama göre bir şeyler karaladığım Koftiden Sohbetler’in 4. yazısı sizlerle.

Selçuk Bulut – İlköğretim (eskiden ilköğretim vardı) yıllarının en önemli unsuru okula gidip gelmekti sanırım. Eskiden sabah 8’de ders olduğu için sabahın köründe, kış saati uygulaması olmasına karşın okula gidilirdi. Şafak operasyonuyla başlayan dersler bitinceye kadar akla kara seçilirdi. Bu durum özellikle okula yeni başlayan çocuklar için zor bir durum teşekkül ederdi. O yaştaki bir çocuğun ne işi var o saatte okulda? Kimse düşünmüyor muydu böyle bir şeyi? Okuldan çıkışta da aile büyükleri kapıda beklerlerdi öğrencileri. Gerçi hala beklemekteler. Geçtiğimiz günlerde mahallemizin yakınlarındaki bir ilkokulun önünden geçerken hala velilerin okulun önünde beklediğine şahit oldum. Ancak eskiye nazaran çok farklılardı. Bizim dönemimizde aileler bekleme sırasında kaynaşır, özellikle anneler burada geliştirdikleri dostlukları ilerletebilirlerdi. Bir süre sonra bu dostluklar aile dostu şekline dönüşebilirdi. Fakat artık bunun yerini teknolojinin kör ettiği bireylerin yalnız ve sabırsız tavırları almış bulunmakta. Uzaktan velileri incelediğimiz vakit kendi hayatlarında bir şeyler peşinde oldukları, ellerinde telefon Candy Crush türevleri oyunlar oynadıkları görülmekte. Üstüne oradaki bekleme süresi insanın canını sıktığı için okuldan çıkan çocuğa biraz sert tavırlar sergilenmekte. Ayrıca eski dönemde okul önünde pamuk şeker gibi şeyler satan seyyar satıcılar olurdu ama bunlar çok da tekin tipler olmuyordu. Okul müdürleri bu tiplere karşı her Cuma akşamı uyarılarda bulunuyordu. Polis de gelip bu satıcıları okul yakınından uzaklaştırıyordu. Günümüze dönecek olursak oradaki bu amansız ve sıkıcı bekleyiş insanların hayatı sorgulamasına neden oluyor mudur? Bilmem. Görevleri sadece çocuğu alıp okulun çevresinden uzaklaşmak. Hızlı adımlar arıyorlar ki Dünya’nın Ay’ı yörüngesinde tuttuğu gibi okul da onları yörüngesinde tutmasın diye. Bir süre sonra da modülünden kopan uzay mekiği gibi okuldan uzaklaşıp evlerine dağılıyorlar.

İlkokul önünde bekleyen velilerin bir üst versiyonu da askerlik sırasında yaşanıyor. İlk 15 gün boyunca acemi er olarak görev yapan askerler tam olarak asker olabilmeleri için yemin töreninden geçmeleri gerekiyor. Bu tören sırasında aileler oğullarının yanına geliyorlar. İlkokulda kapı önünde yaşanan bekleme durumu bu defa askeri birliğin içerisinde gerçekleşiyor. 4 beden büyük askeri kamuflaj ve asker tıraşı ile yemin töreni yaşandıktan sonra aileler çocuklarıyla görüşüyor, fotoğraf çektiriyor, komutanlarla tanışıyor. Çakı gibi asker olan genç bireyler vatani görevlerini ifa etmek için artık hazır oluyorlar. Hayatın tek değişmediği alan o bekleme durumu işte. 7 yaşında da 22 yaşında da aileler bekliyor…

Askerliğin insana çok şey kattığı kuşkusuz. Sabır, disiplin vs. den bahsetmiyorum. Bahsedeceğim konu çeşitli yiyeceklerle tanışma ya da bu tanışıklığı ileri safhalara götürmedir. Yıllar önce (40 50 yıl öncesinden bahsediyorum) insanlar bilmedikleri yiyecekleri genelde askerde tanıyorlardı. Birçok insandan ‘ben muzu askerde’ tanıdım minvalinde bir söz duymak mümkündür. Tropikal bir meyve olması muza eskiden ulaşımı güç kılıyordu. O meyvelerden birisi de kiviydi. Hayat gibi bir yiyecek olan kivi için insanlar ‘nasıl düşünürsen tadı o şekilde olur. Ekşi dersen ekşi, tatlı dersen tatlı’ olur minvalinde şehir efsaneleriyle aklımı karıştırdılar. İşte o kivi eskiden bu kadar yoğun bulunmuyordu. Ancak gelişen tarım teknolojileri ülkemizde kivi yetiştiriciliğini üst noktalara getirdi. Özellikle nemli bölgelerde çokça yetiştirilen kivi o kadar çok üretiliyor ki terzilerde satıldığına bile rastladım. Bölgedeki askeri birliklerde de çokça tüketilen kivi bir süre sonra insana gına getirebiliyor. Günde 3 4 kivi yendiği durumlar bile olabiliyor. Tarıma destek her daim yapılmalı lakin günde 4 kivi yemek de insanı zor duruma sokabiliyor.

Son.